Tepemdeki yağmur sesi, lastiklerin çıkardığı su sesiyle
cebellişirken; pür dikkat yola odaklanmışım. Ne var ki yol, dikkatimi dağıtacak
simetrideki şeritlerle dolu. İstediğim; sadece araba sürmek iken, aklımdan
türlü düşünceler geçiyor. Radyonun çekmemesi kötü. Bir türkü dolardım dilime
yoksa. İnsan düşünürken; ses çıkarmak istiyor. Herhangi bir ses yeterli. Bir
of, bir gülücük, bir feryat, belki sadece bir nefes. Bunu kendi kendinize
yaparsanız; deli derler. Ses çıkarmak için, bir insana ihtiyaç duyan kimseler.
Ya deliyiz, ya muhtaç. Kısası, aciz.
Yol gerçekten harika. Asfaltı sarıya boyayan lambalar,
sayarak bitmeyen; saydıkça çoğalan şeritler ve alabildiğine genişlik. Bütün
dünya buradan geçecek hissi yaratıyor insanda. Kaç insan yaşamıştır acaba
bugüne dek ? ... Şeritlerin yüzünden. Aklıma saçma sapan sualler geliyor.
Meraklarım, amacımı unutturuyor. Meraklar hep mi bunu yapıyor acaba ? Yol,
uzun.
Ne zamandır, yoldayım. Epeyce uzun imiş. Muntazam ama
ha.. Güzel yol yapmışlar. Gittikçe sanki bir bozulma var ama, asfalt da bitecek
elbet. Asfaltsız yolların, her zaman ayrı bir güzelliği var bence. Huzurlular.
Dağınık ama, kendi düzeni olan insanlar gibi. Asfalt; sürekli toplu olma zorundalığı hissi yaratmıyor mu ? Aslında yola güzel dedik de, yavaştan bozulsa... Düzen
de bıktırır.
Şimdi bu benim gördüğüm
yıldızlar; sönük mü acaba ? Çok önceki hallerini görüyormuşuz ya... Olsun, güzeller.
Ölüm, güzellikleri değerli kılıyor. Şu cama bir bez atayım. Torpidoda olacaktı.
Temizlik, imandan.
Asfalt bitti. Araba
kirlenecek şimdi toprakta ama; olsun. Toprak, güzel.
On dört vakt’ oldu yola çıkalı. İlk vakitti, toprağa
vardım. O gündür yoldayım. Oğlum; “Baba, biz neden hiç tanışmadık ?” diye
soruyor bazı geceler. Gündüzleri de. Mütemadiyen soruyor aslında kerata'. Tanışırız elbet. Ahir, zaman.