Çarşamba, Eylül 24, 2014

Kaçış

Her kaçış; beraberinde endişe, korku, aşk, nefret, sevgi, tutku, heyecan taşıyabilir. Taşımayadabilir. Ama nihayetinde; ya hüzn olur, ya sevinç. Tabii olarak hepsi; kendince ulvî gayelere sahiptir.


            "Hızlı ol ! Fazla vakit yok.”

"Deniyorum.”

İkimiz de ürküyorduk. Ne var ki hayallerimiz, bu korkuya yenilme lüksümüz olamayacak kadar güzeldi. Biz de bunun farkındaydık ve dağılmıyorduk. Sağlamdık. Tepemize taş yağsa, yolumuzdan sapmazdık. Bizi bekleyen uzun, gerçekten uzun ve zor bir yolculuk; bize ihtiyacı olan insanlar vardı. Ben tamamen hazırdım; lakin o henüz değildi. Neden değildi, bilmiyorum. Her zaman böyledir.

“Hazırım !”

“Gidelim.”

Yolculuğumuz, ağzımdan çıkan son “çıt” ile başlamıştı. Hızlı hareket ediyorduk. Tahminimce, kırk iki gün sürecekti. Tabii ki bu kırk iki gün; oldukça zorlu ve gerçekten riskliydi. Yaralanabilir, hatta ölebilirdik. Ölüm demişken; bence ölüm göreceli bir son. Her neyse, yolculuğumuz oldukça gizli bir şekilde; hızla devam ediyordu. Araç kullanamazdık, çünkü izimiz sürülebilirdi. En tahmin edilemeyen kaçış, yavaş olanıdır. Ben de, bizi kimsenin göremeyeceği patikalar seçmiştim. Dolambaçlı ama güvenli bir yolculuk... Ana güzergahlar, bizim için düşman cephesiydi. Şanstır ki, seçtiğim patikalar; önümüzü görebileceğimiz kadar aydınlık, ama bizi göremeyecekleri kadar karanlıktı. İlerledikçe, hem soğuğu hem de sıcağı tadıyorduk. Rüzgârı, teninizle hissedemezdiniz; ama taşıdığı en ufak bir tortu gerçekten canınızı yakıyordu. Bu gaip güç karşısında, tek savunmamız; tabii ki hayallerimizdi.

“Endişelenme, varacağız.”

İnsanlar, en baştan beri, inanmayı istemişler. İnanmışlar da. Benim için, neye ya da kime olduğu pek önemli değil. Mühim olan; bu inancın içindeki özveri ve tutku. İnanıyorum ki, bu yolculuk son bulacak. Ve biz oraya vardığımızda; bize ihtiyacı olanlarla birlikte, hayallerimizi hayatta tutmaya devam edeceğiz. Kimisi gerçekleşecek kadar uzun yaşayacak; kimisi... Bir hayalin aldığı nefes, onu zaman ilâ beslediğiniz takdirde devam eder. İnanın bana; hayaller hakkındaki doktora tezim çok övgü almıştı. Tabii ki, hiç gerçek bir hayal paylaşmadım. Henüz gencim. Genciz ikimizde.

“Biraz hızlanalım mı ?”

“Olmaz; fark ediliriz. Lütfen sabret.”

İnançların neredeyse tamamında, insanlık gökyüzünde aramış Yüce’sini. O’na yaklaşmak, ibadet etmek için; sürüyle yapı inşa etmiş. Her yerde adı değişmiş tabii ki; yapıların, Yüce’lerin. Ama O’na ulaşma isteği hep bâki kalmış. Bu beni çok etkilemiştir hep. Çünkü bu geçmişten; “göğü delen” bir gelecek beklemezsiniz. Ne var ki, oldu. Karşımda, gözlerimi kör etmek istercesine parıldayan bir Dünya var. Ben onları güç belâ görebiliyorken, tabii ki onlar da beni göremiyor. Bizi... Medeniyet; tüm ışıkları ve betonuyla kendini yok edecek elbet. Geriye kalanlar ve kalacaklar; halâ daha hayallerini gökte arayan insanlar için gidiyoruz bu yolu. Çok, çok uzaklardan kaçıyoruz. Geldik sayılır, az kaldı. Sebep olacağım umutlar, paylaşacağım hayaller için yanıp tutuşuyorum. Tabii ki, uzayda savrulmanın da fizikî etkisi göz ardı edilemez. Hesaplamalarıma göre, 26° enleminin, 123° boylamıyla kesiştiği noktadan, ‘yaşlı adam’ın çekimine girip onu rahatsız etmemek için; ‘biraz’ uzaklaşmamız gerekli. Böylece; görülmeyi umut edecek kadar yakın; ölsek de fark etmeyeceğiniz kadar uzak olabileceğiz. Bir yıldızın elinden gelenin en iyisi.

“Geldik.”

“İyi uykular.”