Cuma, Şubat 21, 2014

Ebenin Günlüğü

66 yazında, 67 yılının asla yaşamayacağımız kışını bekliyorum. Kurak; çatlamış toprağa basan ayaklarım, güneşten kavrulan başıma öfkeli. Akılsız başın cezası… Eskiden göl olan düzlükte yürürken, aklımdaki tek düşünce; zamanında umursamadığım çevreciler, hatta neden bilmem; Mekteb-i Sultâni var aklımda. Pişman sayılırım. Keşke “İşim var.” demek yerine para verseydim. Belki gerçekten kurtarırlardı dünyayı. Ya da en azından bugün kızacak bir suçlum olurdu. Bir iki kuruş için oldukça iyi bir alışveriş… Bugünlerde, ancak milyonlar verip suçlu yaratabiliyorsunuz. En azından benim fiyatım bu. Eğer hayal görmüyorsam, birkaç yüz metre ilerimdeki eski balıkçı kulübesinin sahibi yeni işim. Daha doğrusu sahibesi. Aslına bakacak olursak; oldukça iyi bir manzara. Olabildiğince ıssızlık ortasında, üzerinde güneş batan bir kulübe. Fena sayılmaz. Ölmek için güzel bir yer. Doğmak için de…

Ölmek için kötü bir yer olduğuna inanmıyorum esasında. Hele ki bu zamanda, doğmak için, hiçbir yer güzel olamaz. Bu yüzden suçluyum. Bir insana ilk nefesini aldırmak, geceleri uykumu kaçırıyor. İşimin sevdiğim tek yanı, insanlara, kendilerini kandırabileceği umutlar verebilmek. Her doğan çocukta; dünyanın değişebileceğine, mucizelere inanıyor, hatta bağlanıyorlar. Şu ıssız kulübede bile yaşasalar... Doğurmak yasaklandığından beri, durum bu. Bir nevi uyuşturucu taciriyim. İnsanların kafalarını ümitler ile bulandırıp, gerçekleri çarpıtan adam. Her neyse, geldim sayılır. Zaten kim işini sever ki…

Beni satın alan oluşum dünya çapında etken, Asya merkezli bir örgüt. Kendilerine, “Yeni Doğan Ünitesi” diyorlar. Parayı nereden bulduklarını bilmiyorum, ancak bugüne kadar gittiğim hiçbir evden para alamayacaklarından eminim. Hiçbiri, sadece benim fiyatımın bile yarısını karşılayamaz. Dünyada ‘ben’den kaç tane var bilmiyorum. Yani; sanırım idealist bir iki manyak için çalışıyorum. Oldukça varlıklı olan manyaklar… Birlik, onları kısaca terörist olarak nitelendiriyor. Sanırım insanlar cümleler yerine kelimeler ile tanımlanınca; daha ürkütücü oluyor. Talimatlarımı her zaman yerel bağlantımdan alıyorum. Beni müşteriler çağırmaz, varlığımdan haberleri bile yoktur. Bu sebeple her zaman elimde havluyla girerim evlere. Fakir bölgelerde havlu; artık sadece bir işaret haline geldi. Birlik; tabii ki bundan habersiz. Doğum olan evler, kapılarına bir havlu asar. Böylece diğerleri seferber olurlar. Olabildikleri kadar. Suyun olmadığı yerde, havlu gizli bir kod anlayacağınız. Başka ne olabilirdi ki zaten… Kapıyı vurmaya bile takatim yok.
                                                                 
                                                                                        23.8.66
                       Not: Prensip olarak, vazife sırasında yazmıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder