66 yazında, 67
yılının asla yaşamayacağımız kışını bekliyorum. Kurak; çatlamış toprağa basan
ayaklarım, güneşten kavrulan başıma öfkeli. Akılsız başın cezası… Eskiden göl
olan düzlükte yürürken, aklımdaki tek düşünce; zamanında umursamadığım çevreciler,
hatta neden bilmem; Mekteb-i Sultâni var aklımda. Pişman sayılırım. Keşke “İşim
var.” demek yerine para verseydim. Belki gerçekten kurtarırlardı dünyayı. Ya da
en azından bugün kızacak bir suçlum olurdu. Bir iki kuruş için oldukça iyi bir
alışveriş… Bugünlerde, ancak milyonlar verip suçlu yaratabiliyorsunuz. En
azından benim fiyatım bu. Eğer hayal görmüyorsam, birkaç yüz metre ilerimdeki
eski balıkçı kulübesinin sahibi yeni işim. Daha doğrusu sahibesi. Aslına
bakacak olursak; oldukça iyi bir manzara. Olabildiğince ıssızlık ortasında,
üzerinde güneş batan bir kulübe. Fena sayılmaz. Ölmek için güzel bir yer.
Doğmak için de…
Ölmek için
kötü bir yer olduğuna inanmıyorum esasında. Hele ki bu zamanda, doğmak için, hiçbir
yer güzel olamaz. Bu yüzden suçluyum. Bir insana ilk nefesini aldırmak, geceleri
uykumu kaçırıyor. İşimin sevdiğim tek yanı, insanlara, kendilerini
kandırabileceği umutlar verebilmek. Her doğan çocukta; dünyanın
değişebileceğine, mucizelere inanıyor, hatta bağlanıyorlar. Şu ıssız kulübede
bile yaşasalar... Doğurmak yasaklandığından beri, durum bu. Bir nevi uyuşturucu
taciriyim. İnsanların kafalarını ümitler ile bulandırıp, gerçekleri çarpıtan
adam. Her neyse, geldim sayılır. Zaten kim işini sever ki…
Beni satın
alan oluşum dünya çapında etken, Asya merkezli bir örgüt. Kendilerine, “Yeni
Doğan Ünitesi” diyorlar. Parayı nereden bulduklarını bilmiyorum, ancak bugüne
kadar gittiğim hiçbir evden para alamayacaklarından eminim. Hiçbiri, sadece
benim fiyatımın bile yarısını karşılayamaz. Dünyada ‘ben’den kaç tane var
bilmiyorum. Yani; sanırım idealist bir iki manyak için çalışıyorum. Oldukça
varlıklı olan manyaklar… Birlik, onları kısaca terörist olarak nitelendiriyor.
Sanırım insanlar cümleler yerine kelimeler ile tanımlanınca; daha ürkütücü
oluyor. Talimatlarımı her zaman yerel bağlantımdan alıyorum. Beni müşteriler
çağırmaz, varlığımdan haberleri bile yoktur. Bu sebeple her zaman elimde
havluyla girerim evlere. Fakir bölgelerde havlu; artık sadece bir işaret haline
geldi. Birlik; tabii ki bundan habersiz. Doğum olan evler, kapılarına bir havlu
asar. Böylece diğerleri seferber olurlar. Olabildikleri kadar. Suyun olmadığı
yerde, havlu gizli bir kod anlayacağınız. Başka ne olabilirdi ki zaten… Kapıyı
vurmaya bile takatim yok.
23.8.66
Not: Prensip olarak, vazife sırasında yazmıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder